13 Mart 2013 Çarşamba

Türkiye'de Sosyalist Hareket ve Şiddet - 2

Yazıya kısmi itirazlar geldi, solun kendini savunmak dışında şiddete başvurması durumu haricinde şiddetin gereksiz olduğu gibi, benim işaret etmek istediğim o değildi. Ki şiddet sadece faşistlerin veya devlet aygıtlarının öldürmesi veya yaralaması değildir. Şu anda hali hazırda, işçiler, sosyalistler, kadınlar, eşcinseller, Kürtler, Aleviler ve her azınlık üzerinde şiddet uygulamaları devam etmekte. Her sene yüzlerce işçi iş cinayetlerinde ölürken, kadınlar erkekler tarafından öldürülürken, eşcinseller sürekli fiziki ve psikolojik şiddet altındayken, sosyalistler, Kürtler cezaevlerini doldurmuşken, Aleviler kimlikleri nedeniyle kaygı duruyorken, gayrimüslim azınlıklar devletin ve egemen anlayışın sürekli tehditi altındayken, hemen her ay ülkenin bir yerinden linç haberleri geliyorken, şu anda şiddet olmadığını söylemek en hafif tabiriyle safdillik olur. Benim tek göstermeye çalıştığım, solun şiddet uygulamasının temelinde (bu ülkenin özgün koşulları nedeniyle) kendini savunmak olduğudur.

Bu arada neredeyse dünyadaki bütün kitle tabanı olan faşizm yükselişinde, devrimci bir dalganın kırılması varken, Türkiye'de tam tersi bir durum oldu, 70'lerde devrimci durum antifaşist direniş üzerinden yükseldi. (60'larda ise mücadelenin militanlaşmasına meydana gelen faşist saldırıların neden olduğunu söyleyebiliriz). Bu savunma üzerinden yükselişin kimi avantaj ve dezavantajları oldu, avantajı insanların kitlesel şekilde kendilerini koruyan devrimcilere yakınlaşması olurken, dezavantajı 12 Eylül darbesi sonrası artık korunmaya ihtiyaçları kalmayıp darbeye kitlesel karşı koyuş iradesi göstermemeleri oldu. Özellikle Maraş katliamı sonrası daha "militan" örgütler güç kazanırken ( ilk başlarda İlker Akman, Hasan Basri Temizalp ve Yusuf Ziya Güneş'in öldürülmesi ile sonlanan zayıf bir çıkış dışında pek varlık gösteremeyen örgütler) daha kitlesel örgütler de savunmadan saldırıya geçmeyi tercih etti, silahlı mücadeleye karşı örgütler de en azından kendilerini savunmak için silah kullanmaya başladılar. 74'de fabrikaları, mahalleleri, okulları ele geçirmeye çalışan faşistler neredeyse tamamen atıldılar buralardan. Faşist hareket sıkıyönetim ilan ettirmek için kitlesel katliamlara başvurdular.

(Bir önceki yazıdan tarihsel gidişata devam edelim, Devrimci Yol savunmasından kısalttığımı hatırlatayım)

6) MC iktidarı sol akımlara karşı kendini koruyabilmek için faşist terörü hızlandırırken, MHP, MİT, Eminiyet ve eğitim kurumlarını ele geçirmek için yoğun bir çalışmaya girdi. Bu kadrolaşma ülkeyi tamamen faşistleştirmenin önemli bir ayağıydı. Elbette en üzerinde durulan kurum Emniyet oldu. Bu sayede sivil faşistlerle emniyet ortak hareketlerini iyice ivmelendirdiler. Bir yandan polisler eliyle cinayetler işlenirken, öte yandan da sivil faşistler kollandı. Öte yandan da öğretmen yetiştiren kurumların başına da MHP'liler geçirildi. Üniversiteler ise sürekli bombalamalarla, silahlı rastgele saldırılarla terörize edilip korkutulmaya çalışıldı, sadece Yükseliş'teki öğrencilere 3 sefer bombalı saldırı, sayısız silahlı saldırı düzenlendi. ODTÜ'ye ise Hasan Tan rektör olarak atanıp, yüzlerce silahlı faşist işçi olarak alındı. 9 ay süren Hasan Tan rektörlüğü döneminde sürekli boykot yapılırken, 3 öğrenci, 2 işçi öldürüldü, öğretim üelerine 10 sefer bombalı saldırı düzenlendi. En son olarak 2 Aralık 1977'de yapılan saldırıda bir eyleme yapılan saldırıda bir öğrenci ölürken 50'ye yakın öğrenci yaralandı. Öte yandan TAriş, Aliağa, Seydişehir, İsdemir başta olmak üzere pek çok fabrikada faşist saldırılar oldu. Seydişehir'de örgütlü işçi sendikası yoğun faşist ve polis saldırısı sonucunda kapanırken, 8.000 işçi işten çıkartılıp yerlerine faşistler yerleştiriliyordu.

7) 1976 Ocak ayında ODTÜ öğrencisi Semih Erbek ODTÜ otobüs duraklarının taranması sonucu hayatını kaybetti, çok sayıda öğrenci yaralandı. 6 Ocak'ta Hacetepe üniversitesinin yurdu basıldı Şükrü Bulut öldürüldü. Cenaze törenine polis ateş açtı Nuray Erenler hayatını kaybetti.Pazarcık'ta Mustafa Şahpınar öldürüldü. sadece Ocak ayında 12 devrimci öldürülürken, solcular tarafından öldürülen sağcı bir kişiydi. Polis - faşist işbirliği artarak devam ediyordu. Şubat ayında polis Ankara'da bildiri dağıtan Mustafa Sargın'ı öldürdü. Mart ayında Hüseyin Güzel İzmir'de faşistler tarafından öldürüldü.İstanbul'da İTÜ öğrencisi Mehmet Ömer öldürüldü. İzmir, İstanbul, Eskişehir, Gaziantep ve Erzurum'da faşistlerin ve polislerin saldırılarında onlar öğrenci yaralandı. Trabzon ve Ankara'da Orhan Aydın ve Sami Ovalıoğlu faşistler tarafından öldürüldü.

8) Öte yandan faşistler mahalleleri ele geçirme çalışmalarına başladılar, Ankara Yenidoğan'a defalarca kez polis ve asker desteğiyle yüzlerce faşist silahlarla basmaya çalışsa da her seferinde püskürtüldüler. Abidinpaşa'ya yönelerek 13 Mart'da Ata Yıldırım'ı öldürdüler. Benzer şekilde İzmir Gültepe'ye de saldırsalar da ele geçiremediler. Bu arada kitlesel mücadelelerde DGM'ler kapattırıldı. 8 Nisan'da faşistler SBF'yi basarak Hakan Yurdakuler'i öldürdü, cenazesine ateş açan polis Eşari Orhan ve Burhan Barm isimli iki öğrenciyi öldürdü. İstanbul'da 1 MAyıs afişlerini adan işçi MEhmet Dağbaşı öldürüldü, 1 Mayıs'ta SBF öğrencisi Ali Fuat Okan faşistler tarafından öldürüldü. MEhmet Kocadağ 1 Mayıs afişi yaparken gözaltına alındıktan sonra boğazı kesilmiş olarak bulundu. Mayıs ayında faşistler tarafından vurulan lise öğrencisi Fahir Doğan, Ankara'da Fevzi Aslansoy, İstanbul'da Erdoğan Yalçıngül ve evine yazılan MHP sloganlarını silen Ensari Bingöl öldürüldü.

9) Haziran'da okullar kapanınca faşist saldırılar bütün Anadolu'ya taşındı, Antep'de 4 gencin bulunduğu ev tank tarafından yıkılarak içindeki 4 kişi öldürüldü.  Bursa'da bildiri dağıtan işçilere ateş açıldı, Muammer Çetinbaş öldürüldü. Temmuz ayında Konya'da öğrenci Ali Naci Çobanoğlu faşistler tarafından, Adana'da ise Özkan Arabacı polisler tarafından dövülerek öldürüldü. Ağustos ayında Manisa'da ŞAnver Cura faşistler tarafından bıçaklanarak, Malatya'da NAim Korkmaz silahla, Samsun'da Remzi Arat bıçaklanarak öldürüldü. Haziran Eylül arası 42 ölüm olmuştu (31'i Ankara ve İstanbul dışından) 21'i sol, 8, sağ (kalan 4 güvenlik mensubu, 2'si çocuk, 4'ü bilinmiyor, 3'ü diğer siyasi görüş, örneğin Ahmet Albayrak MHP'den MSP'ye geçtiği için "davadan dönmeksi" nedeniyle öldürülmüştü. Faşist terör ülkenin her yerindeydi artık.

10) Eylül ayında okullar açılınca faşist terör yine üniversitelerin çevresinde yoğunlaştı. Ekim ayında Taksim'de devrimci öğrencilere faşistlere otomatik silahlarla ateş açtı, 5 öğrenci yaralandı. Murat Öngel Kütahya'da, Faruk Sevinç ise Ankara'da öldürüldü. Adana Kısmetli'de faşistler CHP'Li belediye başkanının evini bastılar ve kızını öldürdüler. İstanbul üniversitesinde faşistlerin silahlı saldırıları sonucu çevredekilerden bir çocuk ve bir esnaf hayatını kaybetti. Ankara Abidinpaşa'da bir öğretmen evindeyken etrafta ateş açan faşistlerin kurşunlarıyla hayatını kaybetti. Kilis, Ankara, İstanbul, Erzincan, Turgutlu, Antep ve Ceyhan'da 6 'sı öğrenci toplam 11 kişi daha faşistler tarafından öldürüldü. Aralık ayınca Ankara Ziraat Fakültesi öğrencilerinin minibüsü tarandı, Aynur Sertbudak öldürüldü. Torbalı ve İzmir'de 2 CHP'li öğretmen öldürüldü. 1976 Ekim, KAsım ve Aralık aylarında siyasi sebeplerle 15'i öğrenci ve 2'si öğretmen olmak üzere 27 kişi öldürüldü. Bunların 17'si devrimci ve 4'ü sağcıydı. Bütün bu saldırılar yılgınlık yerine direnişi büyütüyordu.

11) 1977'nin ilk 5 ayında 157 kişi hayatını kaybediyordu, 100'ü solcu, 27'si sağcı (kalanlar değişik görüşler, belirsiz, çocuk veya güvenlik görevlisi). Ocak ayının ilk cinayeti İstanbul Beşiktaş'ta bir devrimcinin öldürülmesiydi, Ankara'da Halkevleri Genel MErkezi bombalandı, İstanbul'da DMMA lokalinde bir öğrenciyi, Manisa, Maltya ve ISparta'da bıçakladı 3 kişiyi, İskenderun'da üzerine dinamit attıkları bir kişiyi ve İstanbul'da yaylım ateşle 2 öğrenciyi öldürdü faşistler. Şubat ayında Zeki Erginbay İStanbul'da kaçırıldıktan sonra işkence edilerek öldürüldü. Bu sırada faşist terör altında işçi hareketi de ivmelenerek devam ediyordu, çok sayıda maden ocağında işçiler greve gidiyor, karşılığında silahlı saldırılara uğruyorlardı. 1977 Mart'ında faşistler Uşak Eğitim enstitüsünde kadın devrimci öğrencilere saldırıp çoğunu yaraladı, polisler ise bu saldırıya açık destek verdi. Uşak halkı toplanarak müdahaleye gittiğinde pusuya yatan faşistler kitleye ateş açtı, yaralanan Haydar Öztürk hastanede faşist doktorun müdahale etmemesi sonucu hayatını kaybetti. Binlerce kişi cenazete almak için hastaneye geldi. Cenazeyi aldıktan sonra cenazenin götürüldüğü YAY-KUR binasına polis saldırdı, 16 yaşındaki Semiha Özakar yaralı haldeyken polis tarafından dipçikle öldürüldü. 200'den fazla kişi gözaltına alındı, binlerce devrimci gözaltıların olduğu binayı kuşattı, kitleye ateş açılmasına rağmen dağılmayan kitle gözaltındakileri kurtardı.  Takip eden günlerde çevre iller ve İzmir'den getirilen polisler Uşak ve civarındaki ilçeler ve köylere baskınlar yaparak çok sayıda kişiyi göazltına aldı. Uşak'ta faşistler 12 Eylül 1980'e kadar 39 devrimciyi öldürdüler.

11) Bu şartlarda erken seçim kararı alıdnı, faşist terör iyice geminden boşalmıştı. Erken seçim kararı alındığından önceki 3 ayda toplam 59 kişi öldürülmüşken, karardan sonraki 3 ayda toplam 133 kişi öldürüldü. (89'u solcu, 17'si sağcı). Sadece Nisan ayında 20 solcu hayatını kaybetmişti. CHP'nin seçim gezileri hemen her yerde saldırıya uğuruyor onlarca kişi yaralanıyordu. Öte yandan işçi direnişleri de militanlaşar yayılıyordu. İşçi direnişlerinde işveren işçileri işten çıkartıp, faşist militanları işe sokarak direnişleri kırmaya çalışıyordu. Aşkale, Yeni Çeltek maden işçilerinin direnişleri bütün bunlara rağmen kırılamadı. 1 Mayıs 1977'de (şimdi döneklerin ve her kanattan sağcının sola yıkmaya çalıştığı) büyük bir katliam yaşandı, yüzbinlerce göstericinin üzerine önce ateş edildi, sonra panzerler sürüldü. Sonuç 35 ölüydü. 1987'de MİT'ten sorumlu eski Başbakan Yardımcısı Sadi Koçaş bunun kontrgerilla katliamı olduğunu itiraf etti. 1. MC iktidarı döneminde 339 kişi politik olaylarda hayatını kaybetti, bunların 197'si devrimci, 59'u ise sağcıydı.


11 Mart 2013 Pazartesi

Türkiye'de Sosyalist Hareket ve Şiddet - 1

Türkiye'de zaman zaman alevlenen, genelde kendi kirli geçmişini temize çekmek isteyen bunun için de sol düşmanlarının zeminini kullananların ortaya attığı bir argüman var, sağ şiddet dolu geçmişiyle hesaplaşırken, sol bunu hiç yapmadı. Bunun için kullandıkları temel argüman, şiddetin sol tarafından ortaya çıkarıldığı ve tırmandırıldığı. Bu argüman kendinden menkul "sol" bir geçmişle yapılınca da liberalinden, faşistine, cemaatcisinden bir kısım kemalistine hemen herkes birlik olup "sol ve şiddet" nutuklarına başlıyorlar. Bunu yaparken açıkça kontrgerilla uygulaması olan 1 Mayıs katliamını dahi sola yıkıp, defalarca kez özeleştirisi verilmiş, önüne geçmek için halen aktif çözüm platformları olan soliçi şiddeti çok umurlayındaymış gibi ayıplıyorlar. En son kendisine devrimci diye nitelerken, işkencede aylarca çözülmeyen İbrahim Kaypakkaya'yı öldürmeyi teklif etmiş, kendisinin itirafları ise ansiklopedi boyutlarına ulaşmış birisi cemaatin gazetesine verdiği söyleşide bu söylemi yeniden tutturdu. En azından istatistiksel verilerle ve isimlerle sol şiddet denilen olgunun, en azından ülkemizde büyük ölçüde kendini savunmaya yönelik olduğunu gösterebiliriz sanırım. Bu istatistiklerin 12 Mart ve 12 Eylül dönemleriyle ilgili kısmını Devrimci Yol savunmasından alıyorum. Farklı internet sitelerinden ve yayınlardan yararlandım. Ondan dolayı mükerrer isimler/olaylar olabilir. Öldürülme şekillerinde de bazıları maalesef sol içi çatışmada, kazayla veya başka şekilde ölenler de mevcut büyük ihtimalle. Bunları ayıklayacak zamanım yok maalesef. Ayrıca Kürt örgütleri ve KÜrtlerin uğradığı katliamlar da büyük ölçüde eksik, hem yeterli kaynak azlığından, hem de bir yazıya sığacağından çok daha fazla insan öldürüldüğünden. Yazıda başka pekçok eksik ve maddi hata da olacak büyük ihtimalle, fakat vereceğim sınırlı istatistiklerin dahi, sağı/devleti masum gösterip bütün şiddeti sola yıkmaya çalışanların yalanlarını göstereceğini umut ediyorum.

1) Yeni Türkiye devleti daha kurulmadan Mustafa Suphi ve 15 arkadaşını öldürerek komünistlere, Koçgiri katliamı ile de Kürt ve Alevilere karşı tavrının nasıl olacağını göstermişti. Kürtlere yönelik özellikle Zilan Deresi ve (bu sefer Alevi kimliğinden dolayı daha da sert/kitlesel ve nitelikli olarak) Dersim katliamı başta olmak üzere Kürtlere yönelik baskılar, nicelik olarak çok daha az olan komünistlere ise sürekli tutuklama/işkence ile baskısını devam ettirdi. Neredeyse en ufak bir şiddet olayında bulunmayan komünsitlere 1944 ve 1951 tutuklamaları başta olmak üzere sürekli şiddet uygulandı. Hem tek parti diktatörlüğü döneminde hem de Demokrat Parti döneminde solculara yönelik çok ağır baskılar uygulandı. Elbette diğer azınlıklar da (Rumlar, Süryaniler, Yahudiler, Malakanlar vs) sürekli olarak ağır baskı altında tutuldular.

2) Sosyalist hareketin kitleselleşmesinin hemen ardından, devlet ve sağcılar şiddet olaylarına başladılar, pek çok eylem polisin ve sağcıların saldırısına maruz kaldı. Örneğin 68'de Konya'da Komünizmle Mücadele Derneği üyeleri sol gazetelere, öğretmenler derneğine ve TİP il merkezine saldırdılar, İzmir'de 6. Filoyu protesto eden devrimci öğrencilere sağcıların saldırısı sonrası 2'si ağır 13 kişi yaralandı. Bir süre sonra polis ve sağcıların saldırıları ile ölümler başladı. Bunları sıralı olarak verirsek;
- Temmuz 1968'de Vedat Demircioğlu polis tarafından öldürüldü.
- Şubat 1969'da Kanlı Pazar olarak bilinen olayda 6. Filoyu protesto eden devrimcilere "İslamcı" basının provokasyonları ile Komünizmle Mücadele Dernekleri tarafından örgütlenen saldırıda Turan Erdoğan ve Turgut Aytaç öldürüldüler.
- 20 Eylül 1969'da Mehmet Cantekin faşistler tarafından, 28 Eylül'de Taylan Özgür polis (veya asker) tarafından öldürüldü. Peşinden Mehmet Büyüksevinç ve Battan Mehetoğlu öldürüldü (ve hiçbirisinin katili bulunamadı).
- Nisan 1970'de Asteğmen Necdet Güçlü ülkücüler tarafından öldürüldü, sonrasında ise Hüseyin Aslantaş, Nail Karaçam, İlker Mansuroğlu, Şener Erdal ve Niyazi Tekin öldürüldü. 1970'in sonlarına kadar yaklaşık 20 devrimci öğrenci polis ve sağcılar tarafından öldürülürken, neredeyse hiç sağcı öldürülmemişti. 12 Mart geldiğinde 21 devrimciye karşılık 2 sağcı hayatını kaybediyordu.


3) Bütün bunlara rağmen 12 Mart darbesinden sonra sola yönelik çok büyük bir saldırı dalgası gerçekleşti. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan asılırken, MAhir Çayan ve 9 arkadaşı Kızıldere'de, İbrahim Kaypakkaya işkencede öldürüldü, Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alpaslan Özdoğan Nurhak dağlarında, Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir, Koray Doğan, Niyazi Yıldızhan, İbrahim Öztaş öldürüldü. Böylece Yaklaşık 50 devrimci öldürülürken, yüzlercesi işkence gördü ve tutuklandı. Bunlara karşılık neredeyse hiçbir sağcı tutuklanmadı.

4) 1974 yılında sivil faşist hareket, 12 Mart döneminde büyük darbe almış, örgütsüz ve dağınık olan sosyalistlere saldırılara başladı, okulları, fabrikaları ve mahalleleri polisin gözetiminde faşistleştirme çalışmalarına başladılar. 1974'e kadar varolan suskunluk faşistlerin saldırılarıyla bozuldu. 1974 yılında İstanbul'daki en büyük öğrenci yurdu defalarca kez dışarıdan gelen faşistler tarafından basıldı, bu saldırılarda 24 öğrenci yaralandı, dışarıdan gelen hiçbir saldırgan yakalanmadı. Ankara'da ise 5 Temmuz 1974'de Ankara'da devrimci öğrencilere ateş açıldı. Bu arada cinayetler de başladı. 1974'de 4 devrimci ( İzmit'te Ümit Tok, Ankara'da Mehmet Filiz, İstanbul'da Şahin Aydın ve Adana'da Hüseyin Örek) faşistler tarafından öldürülürken, solcular tarafından tek bir sağcı öldürülmemiştir. 1975 Ocak ayında faşistler saldırılarını artırdılar, önce İTÜ'de başlayarak ülkenin dört bir yanına yayıldı.Çoğu saldırıdan sonra saldıran faşistlere bir müdahale olmazken solcular gözaltına alınıyordu (45 yılda hiçbir şey değişmemiş). 20 Ocak 1975'de Ankara'da Veli Yıldırım demir sopayla, 23 Ocak'ta ise İstanbul'da Kerim Yaman faşistler tarafından silahla öldürüldü. Şubat ayında önce Malatya'da sonra ise Elazığ'da faşizmi protesto mitinglerine polis desteğiyle faşistlerin saldırıları sonucu 47 kişi yaralandı. 15 Ocak'taki Türkiye'de 52 ilde TÖB-DER'in yapmış olduğu "Hayat pahalılığı ve faşizmi protesto" toplantılarına, Muş, Malatya, Tokat, Amasya, Maraş ve Adıyaman'da saldırılar sonucu 35 kişi yaralandı, 1 kişi ise hayatını kaybetti. Hızlarını alamayan faşist kitleler TÖB-DER, CHP binaları ve solculara ait dükkanları yaktılar. Amasya Taşova'da TÖB-DER toplantısına katılmış Banka Memuru Adnan Baykal faşistler tarafından linç eilerek öldürüldü. Tokat'ta sinema salonuna sığınan insanar faşistler tarafından yakılmaya çalışıldı. Türkiye çapında onlarca bina tahrip edilirken, onlarca kişi yaralandı. 20 Şubat'ta Erzincan'da solcuların mitingine faşitlerin ateş açması sonucunda bir çocuk kurşunlarla hayatını kaybetti. 1974 yılından MC hükümeti kuruluncaya kadar geçen sürede faşistler 10 devrimci be 1 çocuğu öldürüp yüzlercesini yaralarken, solcular tarafından öldürülmüş tek bir sağcı yoktur.

5) 1975 yılında MC'nin kurulması ile faşist terör daha da şiddetlenerek bütün ülkeye yayıldı. Onlarca miting ve toplantıya faşistlerin saldırları sonucunda yüzlerce yaralamanın yanısıra, Nisan ayında Ali Gönel İstanbul'da faşistler tarafından öldürüldü, Ankara'da Yükseliş'teki boykotu kırmak için faşistlerin açtığı ateş sonucu yoldan geçen Burcu Öztürk isimli çocuk öldü. Mayıs ayında Sivas'da Hüseyin Esen isimli devrimci öğretmen öldürüldü. Haziran ayında Sakarya'da Hikmet Demir, Şavşat'da Hasan Şimşek öldürüldü. Temmuz ayında Bursa'da Ahmet Kırbulak faşistler tarafından öldürüldü.Iğdır'dan, Gerede'ye kadar ülkenin hemen her yanında çeşitli zamanlarda solculara ait dükkanların, TÖB-DER binalarının ve CHP merkezlerinin yakıldığı, saldırıya uğradığı, dinamitlendiği, bombalandığı saldırılar oldu. Ağustos ayında Kırşehir'de Ahmet Deveci öldürüldü. Eylül ayında Bursa'da Ali Genç isimli TÖB-DER üyesi öğretmen öldüüldü, Kırıkkale'de Vehbi Yılmaz, Muğla'da ise İbrahim Kocakıran isimli iki CHP'li işçi faşistler tarafından öldürüldü, Ankara'da ise Ayhan alkan isimli CHP'li işçi polis tarafından mitimg sonrasında silahla öldürüldü. İzmir'den Niğde'de, İstanbul'da vs çıkan çatışmalarda yüzlerce kişi yaralandı. Kasım ayında Niğde'de CHP'li İsmet Yücek öldürüldü. Bu sırada ilk kez ülkücü bir öğrenci 4 Kasım 1975'de Ankara Gazi Üniversitesinde çıkan çatışmada öldürüldü. 1974 başından bu tarihe kadar olan olaylarda 22 solcu öldürülürken, solcular tarafından öldürülen kişi sayısı 1'dir. Kasım ayında Ege Üniversitesi servis otobüsü faşistler tarafından tarandı, 5 Kasım'da İTÜ'ye saldıran faşistlere silahla karşılık verilmesi sonucunda ülkücü bir öğrenci hayatını kaybetti. 17 Kasım'da Erzurum'da Münir Çetinkaya isimli devrimci öğrenci faşistler tarafından vurularak öldürüldü. 1 Aralık'ta Cezmi Yılmaz ve Halit Pelitözü faşistler tarafından vurularak öldürülürken, Malatya'da Kazım Göktaş isimli devrimci lise öğrencisi 3. kattan atılarak öldürüldü. Ankara'da Devrimci Kenan Dayıoğlu öldürüldü. Seydişehir Alüminyum tesislerinde işçilere saldırı sonrası çıkan çatışmada bir faşist öldürüldü. 1974 yılından 1975 yılına kadar çıkan olaylarda, gazetelere göre çıkan olaylarda 58 kişi ölürken, bunların 28'i solcu, 6'sı ise sağcıydı, solculardan 25'i faşistler tarafından öldürülürken hiçbirisinin katili bulunmamıştı. 6 sağcının 4'ü ise yapılan saldırılara silahla karşılık vermesi sonucu meydana gelmişti ( 1'i Diyarbakır'da polisin açtığı ateş sonucu, diğeri ise başka bir ülkücü tarafından öldürülmüştü).

Görüldüğü üzere Türkiye'de solun şiddete başvurması hem 12 Mart hem de 12 Eylül öncesinde savunma amaçlı olarak başlamıştı.

Devam edecek















.