27 Eylül 2012 Perşembe

Katliam tarihinden bir sayfa “Çorum Katliamı”


Bu topraklar hakkında en sık söylenenlerden birisi hiç tartışmasız “Anadolu insanının hoşgörüsü” yalanı sanırım. Sadece Temmuz’un ilk haftası bile bu yalanı çürütmeye kanıt başlı başına, 1934 Trakya Yahudi Pogromu, 1980 Çorum katliamı ve 1993 Sivas katliamı tüm çıplaklığıyla, egemen unsur Sünni Türklerin büyük kısmının kendilerinden olmayana karşı nefretini gösteriyor. Çorum katliamının ülkedeki diğer katliamlar farklı olduğu bir noktası var, direnişlerin en genişinin ve başarılısının gösterilmesi.
Katliam hazırlıkları Mayıs 1980’de başladı, 27 Mayıs 1980’de MHP’li bakan Gün Sazak’ın öldürülmesinden sonra Çorum’da faşistler saldırmaya kalkışmış, fakat 78’deki Malatya ve Sivas katliam girişimleri ve hepsinden önemlisi Maraş katliamının tecrübesiyle, halk barikatlar kurmuş ve girişimi püskürtmüştür. Bu kadar kolay püskürtülmesinde bölgede görev yapan generalin tarafsız davranması da etkili oldu. Bu girişimden sonra general daha sonra görevden alındı, tıpkı Pol-Der üyesi bütün polislerin toplu şekilde Kayseri’ye sürülmesi yerine faşist polislerin doldurulması gibi. O tarihten sonra faşistlerin sürekli provokasyonları ortamı durmaksızın gerdi.
İkinci büyük saldırı dalgası 1 Temmuz’da başladı, o gün  CHP’li ve solcu 4 kişi öldürüldü, ertesi sabah sokağa çıkma yasağı ilan edildi, faşistler 3 kişi daha öldürdü, Alevilere ait işyerleri yakıldı ve yağmalandı. Sadece Çorum merkezde değil Alaca ve Mecitözü ilçelerinde de saldırlar oldu, Mecitözü’nde 1 kişi öldürülürken Alaca’da 50’den fazla işyeri yakıldı ve 8 kişi yaralandı. Esas büyük katliam ise ertesi gün yaşandı. Cuma namazı sonrası hemen hemen bütün camilerde, Kızılbaşlar-Komünistler Alaaddin Camisini yaktılar konuşmaları yapıldı, camilerden akın akın çıkan kişiler Milönü mahallesine yöneldi, caminin yakılmadığını görenlerin bir kısmı geri dönerken, binlerce kişi başlarında polisler ve ağır silahlarla silahlanmış faşist militanların öncülüğünde önce Sigortaevleri ve Terlemezevler mahallelerinde Alevilere ait dükkanları yaktıktan sonra Milönü mahallesine yöneldiler. Çok şiddetli çatışmalardan sonra bu kitle püskürtüldü. Gün boyu çatışmalar devam etti, faşistlerin geriletildiği yerlerde polisler devreye girdi, panzerlerden barikat arkasındaki insanlara ateş açıldı. Yanlışlıkla gözaltına alınan faşistleri Vali devreye girerek çıkartırken, direniştekilerden gözaltına alınanlar işkenceyle öldürülüyordu. Bu kuşatma sırasında Alevi mahallelerinin suları ve elektirikleri de kesilmişti. Barikatlar arkasındaki halk halk komiteleriyle yemek dağıtımlarını kendileri yaptılar.
Bu büyük direnişten dolayı Maraş kadar büyük ölçekli bir katliam olmadı, fakat takip eden günlerde kentin Sünni mahallerinde işkenceyle öldürülmüş cesetler bulunmaya devam etti. Öldürülenlerin büyük kısmı, şehirdeki olaylardan haberi olmadan köylerinden gelenler ve Sünni mahallerinde tek yakalanan Alevilerdi.
Mahkeme tutanaklarından;
“Hamza Kökmen, Çorum’un Sarılık mahallesine dayıoğlu Elvan Çağlar’ın şehir içi göçüne yardımcı olmak için gelir. 15-20 kişi tarafından karşı mezhepten diye yakalanır. Bir inşaata götürülmek için çağrılan taksinin gelmesini beklerken kaçmaya çalışır, yakalanır, olay yerine (Çorum İbrahim Çayırı mevkiine) taksiyle götürülür, bir ağaca bağlanır, yüzü gözü bıçakla kesilir, deşilir, kurşunlanır. Bir ara öldü sanılarak bırakıldığı yerden, gözleri akmış biçimde sürünerek kaçmaya çalışırken yakalanır, 4 saat işkence sonucu öldürülür. Muhtarın da kararıyla gömülür. Cesedin gömüldüğü yerin kazılmasıyla 2 yıl sonra pantalonu, ayakkabısı vs. bulunarak, yakınları tarafından teşhis edilir. Sanıklardan birinin olaydan sonra kan tuttuğu için, ‘ben adam kestim diye sokaklarda bağırıp çağırdığı görülür..”

“(…) 4 Temmuz cuma günü faşistler bazı Alevi yurttaşları rehin almaya başladılar. Alevi Kartal ailesi o gün kapılarını sıkı sıkıya kapattı, korku içinde dışardan gelen sesleri dinledi. Birden onların da kapısı çalındı. Bazı kimseler ‘dışarı çıkın, öldüreceğiz sizi’ diye bağırdılar. Satılmış Kartal kapıyı kırılmak üzereyken açtı. Kapıdan elleri sopalı bir grup içeri dalmıştı. Satılmış Kartal o kargaşada kendini dışarı atmıştı ve bitişik apartmanda gizlenmeyi başarmıştı: Ama karısı, Gökçen Kartal evde kalmıştı. Kadının bağırmaları duyuluyordu. Gökçen Kartal sürüklenerek dışarı çıkarıldı. Orta yaşlı kadın önce yakınlardaki başka bir eve götürüldü. Aynı mahallede oturan Emine Üreyen, saldırganların bir ara Gökçen Kartal’ın kilotunu çıkartarak değneğe takıp salladıklarını, sonra urganla el ve ayaklarını bağlayarak götürdüklerini gördü.
Gökçen Kartal”ın ardından Emine Üreyen’in de kocasını rehin aldılar. Dehşetin kol gezdiği Çepni mahallesinde Süleyman Üreyen, silahlı ve sopalı insan avcılarının ikinci avı olmuştu.
Aynı saatlerde Ahmet Doğan bu cehennemden kurtulabilmek için göç hazırlığına başlamıştı. Bir kamyon tutmuş, eşyasını alelacele yüklemiş, çoluk çocuğunu da bindirmişti. Kendisi de tam kamyonun üzerine çıkacağı sırada, yani kurtuluşun eşiğinde iken ‘avcılar’ geldiler. Ahmet Doğan’ı ve arkadaşı Veli Solmaz’ı zorla kamyondan indirdiler, her ikisi de ‘kurtarın öldürüyorlar’ diye bağırdı. Ahmet Doğan ve Veli Solmaz ile birlikte rehin alınanların sayısı 4 olmuştu.
Mustafa Bağcı, Şükrü Yalçın, Hayri Büyücü, Mehmet Yılmaz da o saatlerde rehin düştüler.Rehin alınan 8 kişi kolları ayakları bağlı biçimde bir inşaatın bodrum katına götürüldüler. Hava kararmak üzereydi.
Aynı saatlerde, Çorum’da büyük olaylar çıktığını duyan Karapürçek ve Hacıpaşa köylerinden bir grup, traktörleriyle kente geldiler. Kent girişinde durduruldular ve yüzleri maskeli kişilerce kimlik kontrolünden geçtiler. Kontrolü yapanlar, ‘bunlar Sünni, bizden’ dediler. Köylüler o akşam daha kente bile girmeden kendilerini katliamın içinde bulacaklardı.
Mahallenin oba başkanı Eyüp Gül, ÜYD Çorum Başkanı Seydi Esenyel’i evinin önünde karşıladı: ‘Başkan’ dedi, ‘Alevilere ait 30′u aşkın ev ve işyeri tahrip ettirdim. Bir yandan da devam ediyoruz ve 8 tane rehinemiz var’(…)
ÜYD Başkanı olaylara ‘tanık’ olmaları için köylülerin orada kalmasını istemişti. Ancak köylülerin sağlama alınması için, ‘suça da iştirak ettirilmesi’ gerektiğini düşündü. Oba Başkanı’na bu doğrultuda talimat verdi.(…) Maskeli faşistler, köylüler ve rehinelerden oluşan topluluğa Esenyel son bir konuşma yaptı ve şunları söyledi: ‘yapılan her hareket, Türk milletinin bölünmezliği ve parçalanmaması içindir. Köylülerle birlikte gideceksiniz bu işi bitireceksiniz. Öldüreceksiniz.’
Rehineler Çorum’un dışında biı-iki kilometre uzakta Hıdırlık mevkiine bir tarlaya götürüldüler.(…) Köylülerin başında 20 kadar maskeli kaldı. Diğer maskelilerden 10-15 kadarı rehineleri köylülerden 200 m. uzaklığa, ekinlerin içine götürdüler. Oradan silah sesleri geldi. Rehineler öldürülmüştü.(…)
Ölüm mangası Çorum’a geri döndüğünde ÜYD Başkanı kendilerine, ‘Türk Milliyetçiliği adına yapılan eylemler için minnettar olduğunu söyledi!”
Çorum Olayları sırasında bölgeden sorumlu 15. Piyade Tugayı Komutanı olan emekli Tuğgeneral Şahabettin Esengün, Nokta dergisinin 8 Haziran 1986 tarihli sayısında kendisine yöneltilen soruları cevapladı:
Nokta: … neydi Çorum Olayları?
ESENGÜN: Çorum Olayları bir mezhep kavgası değildi. Böyle bir imaj verilmeye çalışılmıştı. Mezhep ayrılığı, aşırı sağ ve aşırı solun çatışması için bir provokasyon olarak kullanılmıştır. (…) Münferit olaylar 1980 yılı içerisinde Amasya’da, Çorum da, Tokat’ta oluyor, zaman zaman ilgili valilerin talebi ile olayları önlemek için kanun gereği askeri birlikleri sevk ediyorduk. Ancak Gün Sazak’ın ölümünden sonra olayı protesto eder nitelikte Çorum il merkezinde ve özellikle alış veriş merkezinde çok yaygın dükkan tahrip etme, yangın çıkartma olaylarının başladığını bana intikal ettirdiler. Hemen Çorum’a gittim. Gördüğüm manzara dehşet vericiydi. Tamamen Alevilere ait olduğunu öğrendiğim bir kısım dükkan yakılmış, yıkılmış, tahrip olmuştu. Çoğunluk Alevilerin bulunduğu Milönü kesimine girmenin imkanı yoktu. Tamamen barikatlarla çevrilmiş ve adeta şehir bu görünümü ile ikiye ayrılmıştı. Şaşkınlığımı gizleyemedim ve zamanın Valisine ‘bir şehir bir gecede bu hale nasıl gelebilir?’ diye sordum. Daha sonra bana bağlı bir kısım birlikleri üst komutanlıktan aldığım emirle Çorum’a sevk ettim.
Nokta: İlk olayların başlangıcında bazı kamu görevlilerinin taraf tutması ya da olaylara müdahale etmemesi söz konusu mu?
ESENGÜN: Valiye ‘bir şehir nasıl böyle parçalanır’ dediğimi aktarmıştım size. Onun altında çok şeyler yatıyor. ‘Emniyet kuvvetleri neredeydi?’ diye sordum. ‘Bu dükkanlar polis kuvvetlerinin görev yaptığı bir yerde güpegündüz nasıl tahrip edilir ve önlenemez ve bir şehir iki kesime nasıl ayrılır, Doğu ve Batı Berlin gibi?’(…)
Nokta: Bildiğim kadarıyla 2 MHP milletvekili sizi bu olaylar sırasında ziyaret ediyor. Bu milletvekillerinin uyarılarındaki amaç neydi?
ESENGÜN : İsimlerini dahi hatırlamak istemiyorum. Bu milletvekilleri devamlı surette yaranın kabuklaşması değil, kanamasını isteyen tiplerdi. İşleri güçleri, Ankara’da belirli odakları tahrik etmek ve almış olduğu yetkilerle Çorum’a gelip, karmakarışık etmekti. Bu iki milletvekili olayların tarafımdan bastırılmasını memnuniyetle karşılamadı. Yani ne istiyorlardı? Bir taraf korunsun, diğer taraf öldürülsün. Yani katalizör rol oynamayacaksınız, güvenlik tedbirlerini tam olarak almayacaksınız, bir kesim ki ona Sünni kesim diyebilirsiniz, Alevileri esasen sıkışmış bir bölgede çevirmiş, onların üstüne saldırıp imha etmek istiyorlardı.
Nokta: Bu iki milletvekilinin size açıktan bir tehditleri söz konusu oldu mu?
ESENGÜN: Bir asker kişi olarak, bir generale tehditleri zaten sökmezdi de, ama ‘senin cezanı biz veririz’ gibi bir davranış içindeydiler. Özellikle biri fevkalade küstah bir tavır içindeydi. Bunun karşısında benden gerekli uyarıyı aldılar. Zamanın Valisi Yüksel Çavuşoğlu’nun makamında, son olaylar sırasında kendilerine Çorum’da bulunmamalarının daha hayırlı olacağını, güvenlik kuvvetlerinin ve güvenlikten sorumlu bana bağlı birliklerin burada vazifeli olduğunu ve asker oldukça onların beklediği manzaranın ortaya çıkmayacağını kendilerine söyledim.
Nokta: İkinci olaylar nasıl başladı. İkinci olaylar öncesi ne gibi olaylar cereyan etti?
ESENGÜN: Saat 13 civarında öğlen namazı vakti Jandarma Alay komutanlığından ayrılıp, tabur merkezine gideceğim sırada adeta bir merkezden sinyal almışcasına bir-bir buçuk saat içerisinde sağ kesim sokaklarında hayret verici bir biçimde barikatlar oluşturulmuştu. Şehrin muhtelif kritik ve kilit noktalarına yerleştirdiğim birlik komutanlarından devamlı telsiz raporları alıyordum. Sağ kesimin böyle çok ani barikatlarla donatıldığını, sol kesimde durumun nasıl olduğunu sorduğumda onlarda da aynı yoğunlukta barikatlar kurulduğunu öğrendim.
Nokta: Siz jandarma alayından çıkışınızda herhangi bir müdahale ile karşılaştınız mı?
ESENGÜN: Muazzam bir direniş vardı. Beni örtülü olarak enterne etmeye çalışıyorlardı. Jandarma Alay komutanlığı dahil her tarafı barikatlarla donatmalarının amacı buydu. Ve bunların bir merkezden sevk ve idare edildiğinden kesinlikle kuşkum yoktu. Sivil toplum bu ölçüde bilinçli olamaz. Alaaddin Camii’ni bombalama haberi bu sırada meydana geldi. ‘Alaaddin Camii’nin de yakıldığını söylüyorlar, kuvvetler nerede? Var mı böyle bir durum?’ dediğimde, orada görevli subayın, ‘kesinlikle böyle bir durum yoktur, cami güvenlik altındadır. Çünkü o civarda güvenlik önlemleri var. Ancak biliyorsunuz yer yer yangın çıkartıyorlar, cadde üzerinde barikatlar, alevler var. Demek ki camiyi yakıyorlar imajı vermek için- bu yangınlar çıkartılmış’ dedi. Askeri birlikler, çıkarılan bu sahte haberi alınan önlemlerle bir balon gibi söndürdüler. Ancak ne yazık ki, bu mizansene asker dışında bazı kamu görevlileri de inanarak Ankara’ya caminin gerçekten yakıldığını rapor ettiler (…) Maalesef her iki olayda da kesin olarak hatırlamamakla birlikte 50 civarında masum insan, kalleşçe kaçırılarak öldürüldü. Bunları önlemenin imkanı olmadı.
Nokta : Emniyet kuvvetlerinin tutumunu nasıl tanımlayabilirsiniz?
ESENGÜN: Şu anda emniyet kuvvetlerinden memnun olduğumu söyleyemem. Tabii, o olaylar bu görevlilerin gerçek tutumunu daha ziyade ortaya çıkardı. Öyle hadiseler oldu ki, polis teşkilatı görev duygusu içinde davranmış olsaydı, böyle bir sonuç ortaya çıkmış olmazdı.
Nokta: Olaylardan çıkar uman bazı mihraklardan bahsettiniz. Bu mihraklardan kastınız MHP -örgütlenmesi miydi? Yoksa başka bir örgütlenme mi?
ESENGÜN: Ben bu konudaki değerlendirmemi o zaman yaptım. İlgili makamlara ilettim. Daha doğrusu bağlı olduğum makamlara çok açık bir dille rapor ettim. Ancak bunlar tabii askeri rapor olduğu için, bir on yıl geçmeden açıklanamaz. Neden Çorum’da böylesine kanlı olaylar sahnelendi. Niyetleri neydi? Bu niyetlerini şu anda tam olarak teşhis etmiş değilim. Ne amaç güttüler, neden bu kadar insanı öldürdüler, öldürttüler? Niçin evler; işyerleri yakıldı yıkıldı? Amaçları neydi? Ülke çapında bir iç ayaklanmanın provası mıydı. Yoksa bir askeri darbeyi, askeri ihtilali zorunlu kılacak bir şey mi yaratmak istediler? Bir talan mı yaratmak istediler? Bunu çıkaramıyorum. Ama amaç ne olursa olsun, bu olayları yaratanları ve olaylarda maalesef maşa olarak kullanılanları lanetliyorum.”

Katliam sırasında dönemin başbakanı Süleyman Demirel’e katliam sorulduğunda verdiği yanıt “Çorum’u bırakın, Fatsa’ya bakın” oluyordu. Devrimcilerin çıkardığı sonuç ise öz savunma güçleri ile, direniş komiteleriyle direnmenin tek yöntem olduğuydu.
Katliamdan 30 yıl sonra, referandum öncesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Çorum mitinginde, Osmanlı dönemi şeyhülislamlarından Ebu Suud’dan övgüyle bahsederken alanda bulunan onbinlerce kişi çılgınca alkışladırlar, Ebu Suud “Alevi kadınları size helaldir, Alevi çocukları piçtir” fetvasını veren din adamı olarak bilinir. 12 Eylül mahkemesi adındaki tiyatroda ise Çorum katliamı planlayıcıları “mağdur” olarak bulunmakta. Ve halen bizden bu referanduma evet veren herkesin demokrat olduğuna inanmamızı ve mahkemede gerçekten 12 Eylül’ün yargılandığına inanmamızı isteyorlar.

Not: Devrimci Yol savunmasından yararlanılmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme